Müzik mimi başlamış, detayları görmek için tıklayabilirsiniz.

Sen bir şarkı olsaydın seni kim seslendirsin isterdin?
Bunu dört grupta cevaplayacağım:
Yabancı bayan olarak: Artık hem kendisinin müzik tarzı değişmiş olduğundan hem de benim zevklerimin değişmiş olmasından ve yeni gruplar tanımamdan dolayı artık çok fazla dinlemiyor olsamda, neredeyse tüm onlu yaşlarımda (10-18 yaş arası civarı) deli gibi sevdiğim Evanescence grubunun solisti olan Amy Lee'nin seslendirmesini isterdim.
Yabancı erkek olarak: HIM grubunun solisti Ville Valo. ya da Muse'un solisti Matthew Bellamy de olabilir.
Yerli bayan olarak: Şebnem Ferah
Yerli erkek olarak: Murat İlkan

Şimdiye dek gittiğin en iyi konser hangisiydi?
Çok uzun zamandır konsere gitmiyorum. Şebnem Ferah dışında çok sevdiğim hiçbir şarkıcının da konserine gitmeye henüz fırsatım olmadı. O yüzden tek seçenek olarak Şebnem Ferah diyorum. Tabi tek seçenek falan ama gerçekten konseri de çok güzeldi.


Sence ülkenin en güçlü kadın sesi kim?
Şebnem Ferah


Bir günlüğüne bir müzik grubunun üyesi olacaksın seç bakalım
Yabancı olarak Nightwish, yerli olarak Mor ve Ötesi'nde olmak isterdim...


Çocukken hangi sanatçının hayranıydın?
Önceki soruda da cevapladığım gibi Evanescence hayranıydım. Tüm şarkılarını, türkçelerini dahi ezbere bilirdim. Konserlerini izleyip izleyip kendimden geçerdim 😂


Bir şarkıda söz mü önemli beste mi?
Müziğin şiirden, düz yazıdan farkı ritmidir, ezgisidir. Bu yüzden bence bestesi kesinlikle sözden daha önemlidir ki sözsüz olan enstrümantal türü de çok dinlerim.

Rap piyasası çok gündemdeyken sormadan olmaz en iyi Türk rapper kim?
Rap dinlemiyorum. Kafelerde, orda burda rap müzikler duysamda kim kimdir hiç bilmem, ilgilenmem de çok.

Okuduğunuz için teşekkürler. 😌











*Ders notları




GENEL BİLGİLER

Orijinal adı: The Tragedy of King Lear
Yazarı: William Shakespeare
Tür: Trajedi
Yazıldığı tarih: 1606
Yazıldığı yer: İngiltere
Ait olduğu edebi dönem: Rönesans Edebiyatı

KARAKTERLER

Kral Lear: Kral Lear, eserimizin trajik kahramanıdır. Yaşlanmakta olan Kral Lear çok büyük hatalar yapar ve bunun bedelini delirmek ve ölümle öder.
Goneril: Kral Lear'ın üç kızından en büyüğüdür. 
Regan: Kral Lear'ın ortanca kızıdır.
Cordelia: Kral Lear'ın en küçük kızıdır. 
Gloucester: Kral Lear'a bağlı kont. 
Edmund: Gloucester'ın gayrimeşru oğludur.
Edgar: Gloucester'ın oğlu
Kent: Gloucester gibi Kral Lear'a bağlı bir kont.
Soytarı: Kral Lear'ın soytarısı. Kral Lear ile çok fazla vakit geçirir ve bilmece gibi konuşur. 
Albany: Goneril'in kocasıdır.
France: Cordelia'nın kocasıdır.
Oswald: Goneril'in hizmetkarı.

Not: Birinci perde beş sahneden oluşmaktadır ve ben de sahne sahne özetledim.

KRAL LEAR 1. PERDE ÖZETİ


1. SAHNE

Britanya Kral'ı Lear artık yaşlandığından dolayı krallığını üç sevgili kızına ve eşlerine bölüştürmeye karar verir. Bu yüzden Goneril (en büyük kızı), Regan (ortanca kızı) ve Cordelia'yı (en küçük kızı) çağırarak kendisine söyleyebilecekleri güzel sözlere göre krallığını bölüştüreceğini söyler. Büyük kızı Goneril ve ortanca kızı Regan babalarını öve öve bitiremez fakat sıra en küçük kızı olan Cordelia'ya gelince pekte ummadığı bir cevapla karşılaşır... Cordelia, ablaları gibi süslü, abartılı sözler söyleyemeyeceğini ve sözden çok icraatin önemli olduğunu düşünür. Bu yüzden Kral Lear, küçük kızına babası için ne söyleyebileceğini sorduğunda Cordelia 'Hiçbir şey...' diye cevap verir. Bunun üzerine Kral Lear 'Hiçbir şeye karşılık hiç' diye cevaplandırarak Cordelia'yı evlatlıktan reddeder ve krallığını iki kızı arasında paylaştırır. Kral Lear'ın çok sevdiği bir kont olan Kent araya girip Kral Lear'a böyle bir şey yapmamasını söylediğinde Kral Lear, Kent'i krallığından kovar.


2. Sahne

Gloucester'ın gayri meşru oğlu olan Edmund, insanların kendisini piç konumunda görmesinden hiç hoşlanmaz ve kardeşi Edgar'ı kıskanır. Bunun üzerine kardeşi Edgar'a komplo kurar. Babasına, sanki Edgar babasının ardından kötü konuşuyormuş gibi gösterir ve onu öldüreceğini planladığına inandırmaya çalışır. Gloucester bu yalanlara inanır. Kardeşi Edgar'a da arkandan komplo kuruluyor imaji vererek kardeşine komployu başkasının kurduğuna inandırır. Ayrıca babasının da ona çok kızgın olduğunu bu yüzden kaçması gerektiğini söyler.

3.  ve 4. Sahne

Goneril babası Lear'dan rahatsız olmaya başlar. Goneril'e göre babası yaşlandıkça çocuklaşmaya başlamıştır. Her şeye alınıyor ve herkese azar çekiyordur. Ayrıca Lear'ın adamları da Goneril'in çalışanlarına zorbalık yapmaktadır. Bunun üzerine Goneril babası yüzünden krallığa zarar gelmesinden çok korkmaya başlar ve kendisine çalışanlara ve kardeşi Regan'a babasının durumundan bahseder ve onu artık dinlememeleri gerektiğini söyler. 

Bu sırada Kent, kılık değiştirerek Lear'ın yanına gelir ve onun yoldaşı olmak istediğini söyler. Lear kılık değiştirmiş olan Kent'e sorular sorarken Oswald gelir. Lear, Oswald'a kızı Goneril'in nerede olduğunu sorar ve Oswald sadece bağışlayın diyerek odayı terk eder. Bunun üzerine Lear çok sinirlenir ve Oswald'ı geri çağırtır. Ukalaca davranan Oswald'ı Kent pataklar. Bunun üzerine Lear, Kent'i hizmetine alır.

Ardından Goneril gelir ve babasına rahatsız olduğu durumlardan bahseder. Lear çok üzülür. Çok saygı gören Kral Lear şimdi nasıl durumlara düşmüştü... Bunu kaldıramaz ve gitmeyi düşünür. 


5. Sahne

Albany Dükü'nün sarayının önündeki avluda soytarısı ile dertleşen Lear artık küçük kızına yaptığının haksızlık olduğunu düşünmeye başlar. Atlarının hazırlanışından sonra yola çıkar.
Bu mit nedenini tam anlamasamda en sevdiğim Yunan miti...
Konuya daha iyi hakim olmak isterseniz ya da önceki mitleri okumak isterseniz:

  1. Yaratılış
  2. Titan ile Olimpiyalı Tanrılar Arasındaki Savaş
  3. Prometheus ve İlk Dünya Canlıları
  4. Pandora
  5. Demeter ve Persephone
  6. Echo ve Narcissus

Helius ve Phaeton



Phaethon'ın babası güneş tanrısı olan Helius'dur.  Helius'un tam olarak görevi uçan fayton ile güneşi dünya etrafında taşımaktır, böylelikle dünyada gece ve gündüz oluşumunu sağlamaktadır. Annesi Clymene ise ölümlü bir kadındır ve şimdi ki Etiyopya'da yaşamaktadır. Clymene'nin Helius ile olan aşkı bir süre sonra biter bir prensle evlenir. Prens, Phaeton'a kendi oğlu gibi bakar.

Phaeton büyüdüğü zaman annesi ona babasının aslında bu prens olmadığını ve Helius'un gerçek babası olduğunu itiraf eder. Phaeton hayretler içerisinde kalır ve bu durumu okuldaki arkadaşlarına söyler. Fakat arkadaşları ona bir türlü inanmaz hatta birde alay ederler. Bunun üzerine Phaeton onlara Helius'un gerçekten babası olduğunu kanıtlamak için babasının yanına gider. Babasını tanrılara ait bir sarayda kolaylıkla bulur. Babasının yanında Gün, Yıl, Yüzyıl, Saat, Mevsim gibi isimlere sahip, babasına hizmet eden tanrılarda bulunmaktadır. Phaeton arkadaşlarına kanıt sunmak için babasından bir günlüğüne fayton işini kendinin yapmasını rica eder. Böylelikle arkadaşları onu gökyüzünde güneş taşırken görebilecektir. Babası bu işe hiç razı olmaz fakat oğlunun ricasından önce 'ne istersen yaparım' sözü verdiği için de sözünden geri dönemez. Çünkü bu işi yapmak o kadar zordu ki tanrıların kralı olan Zeus bile bu faytonu kullanamamıştır. Bu yüzden oğlundan bu isteğinden vazgeçmesini, bunun çok tehlikeli olduğunu söylese de oğlu dinlemez. Sonunda hizmetkarların da yardımı ile faytona binmiş ve babasının sarayından yola çıkar. Çıktığı gibi de atların kontrolünü kaybeder. Atlar gitmesi gereken yönün tersine kendilerini bir o yöne bir bu yöne savururken fayton dünyada ki Afrika Kıtası'nda bulunan Etiyopya'ya düşer. Düşmesi üzerine fayton hala durmaz ve yerde sürünerek ilerlemeye devam etmesi üzerine yangın çıkar. Bu yangın yayıldıkça yayılır ve insanların tenini de siyaha döndürür. Yukarıdan olayı fark eden tanrılar hemen bir çözüm aramaya başlarlar. Zeus, ne kadar Helius'un oğlunu öldürmek istemese de dünyanın kurtulması için tek çözümün faytona bir şimşek yollaması gerektiğini bilmektedir. Zeus hedef almada çok iyidir ve tam da Phaeton'un olduğu yere şimşeğini yollar. Bunun üzerine Phaeton'un bedeni faytondan şimşekle beraber fırlaması üzerine Eridenus Nehri'ne, yani bizim bildiğimiz İtalya'daki Po Nehri'ne düşer. 

Tanrılar oğlanın ölmüş olmasına çok üzülsede dünyanın kurtulmuş olduğuna da sevinirler. Demirci olan Hephaestus, Helius için yeni bir fayton yapar ve dünyada gece ve gündüz olmaya devam eder. 


Geçici olarak yapmış olduğum ankette blogumda daha fazla ne görmek istersiniz sorusuna bir takipçim oyun demiş. Ben de gerçekten de oyunlarla ilgili pek bir şey yazmadığımı fark ettim. Bu nedenle uzun süredir, yaklaşık olarak bir yıldır, oynadığım bir oyun olan THE ELDER SCROLLS ONLINE hakkında bir inceleme yazmak istedim.

THE ELDER SCROLLS ONLINE



Yazı İçeriği;
→Genel Bilgiler
→Irk ve sınıf sistemi (Races/Classes)
→Seviye Sistemi
→Görev Sistemi - Haritalar / PvE (Quests)
→Lonca Sistemi / Sosyallik (Guild)
→Diğer Özellikler ve Benim Oyun için Eleştirilerim

GENEL BİLGİLER

The Elder Scrolls Online, Zenimax tarafından geliştirilen, çok oyuncu rol yapma oyunudur. ESO, 2014 tarihinde biz sevgili gamer'larla buluştu.  Oyun isminin anlamı ise "Kadim Parşömenler" olarak çevrilmektedir. Kısaca "TESO" ya da "ESO" olarak adlandırılır. Ben de bu yazıma "ESO" olarak devam edeceğim. 

Steam üzerinde standart sürüm fiyatı 100tl. Fakat şu anda standart sürümü ve tüm diğer paketlerinde Steam üzerinden %50 indirim bulunmaktadır. Fiyatlar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorsanız Steam üzerinden ya da oyunun kendi resmi sitesinin "Store" (mağaza) kısmından inceleyebilirsiniz.

IRK VE SINIF SİSTEMİ

IRKLAR

Dokuz tane ırk; breton, redguard, nord, imperial, wood elf, dark elf, high elf, khajit ve argonian vardır. Bunlardan breton, redguard, nord ve imperial insan görünümünde; khajit (kedi) ve argonian (kertenkele) hayvan görünümünde, elfleri de bilirsiniz uzun kulaklı olması dışında insana benzerler. Fakat ESO'da her ırkın kendine has detaylı özellikleri var. Yani karakter oluştururken kısıtlı olabiliyor bazı şeyler. Ama bu az seçenek var anlamına gelmiyor. Karakter oluştururken çok detaylı olarak karakterinizi ayarlayabiliyorsunuz fakat mesela dark elf (dunmer) karakteri sadece mavi ya da siyah tonlarında bir tene sahip olabiliyor. Yani seçtiğiniz ırkın özelliklerini taşımak zorundasınız.

Oyunda beşinci seviyeye ulaştığınız zaman ırkların kendine özgü beceri pasiflerini açabiliyorsunuz. Bu ırkların pasifleri, sınıf seçme bakımından çok önemli.

Not: Imperial ırkı ücretli. Imperial DLC eki ile satın alabiliyorsunuz.

SINIFLAR

Altı tane de sınıf bulunmaktadır. Necromancer, nightblade, dragonknight, warden, sorcerer ve templar. Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Her sınıfın kendine özel üç beceri sekmesi oluyor. Ve bu sekmelerde sınıfa özel hem saldırı hem de destekleyici beceriler bulunuyor. Yani istediğiniz sınıfla istediğiniz rolü (tank, hasar, büyücü, süikastçı ya da destekçi) oynayabiliyorsunuz. 

Tabi başlı başına bilindik sınıf - ırk kombinasyonları var. Mesela Nightblade daha çok suikastçı olabiliyorken templar da destekçi (healer / support) olabiliyor ya da dragonknight ile tank gibi. Fakat ırkınızı sınıfınıza göre iyi seçtiğiniz zaman ve iyi oyuncuysanız nightblade ile çok iyi heal (iyileştirme) bile atabiliyorsunuz. 

Not: Necromancer sınıfı son gelen Elsweyr ile birlikte ücretlidir. 

Not 2: Bu sınıfların dışında bir de oyun içinde vampir ve de kurt adam olabiliyorsunuz. Tüm sınıflar ile olunabiliyor. Fakat vampir olabilmeniz için bir oyuncunun sizi ısırması gerekiyor. Kurt adamla da aynı şekilde. Olduğunuz taktirde ikisininde kendine özel beceri sekmesi açılıyor.


SEVİYE SİSTEMİ

Oyunda iki aşamalı seviye sistemi bulunmaktadır. Birincisinde 50 seviye bulunmaktadır. 50 seviyeyi tamamladığınızda Champion Point (CP - Şampiyon Puanı) sistemine geçmektedir. Bu CP 810'a kadar yükselmektedir. Yani 50 level olduğunuz zaman size daha farklı bir beceri sistemi sunuyor, oradan da karakterinizi 810 şampiyon puanına kadar geliştirebiliyorsunuz.


GÖREVLER / HARİTALAR

Oyunun içeriği gerçekten çok detaylı. Oyunda çok geniş haritalar bulunuyor. Dünya bossları, delveler (küçük dungeon -zindan- tarzı yerler), balıkçılık yapma yerleri, grup dungeonları (zindan), trial gibi gibi bir çok özellikleri bulunuyor.  Her haritanın ana görevi ve yan görevleri bulunuyor. Bu görevler çok fazla. Bazıları gerçekten çok ilginç oluyor, komik olanı ya da sinir bozucu olanı kısacası gerçekten hikayesi var denilebilecek görevler var oyunda. 



LONCA SİSTEMİ (GUILDS)

Oyunda toplamda beş adet loncaya girebiliyorsun. Açıkçası bir senedir oynuyorum bu oyunu, beş tane guildeyim. Oyunda daha hiç hakaret eden birine denk gelmedim. Ayrıca guildekiler de hep yardımcı oldular. Guildler baya aktif oyunda. Eskiden bedava olan MMORPG ya da MOBA tarzında oyunlar oynamıştım oralarda çok fazla küfreden, hakaret edenlere denk geldim. İlk defa para verip bu tarz oyun aldım, yani paralı olduğundan mı bilemiyorum gerçekten insanlar burada daha olgunca davranıyorlar.

DİĞER ÖZELLİKLER VE GENEL ELEŞTİRİM

Bu oyunun en sevdiğim özelliklerinden biri küçük detayları. Mesela çantanıza (inventory) baktığınız zaman diğer oyuncular sizin bir kutu karıştırdığınızı görüyor ya da becerilere ya da oyunda bir kitabı okurken diğer oyuncular da sizi kitap okuyor olarak görebiliyor.

Oyunda eviniz olabiliyor. Bazen ücretsiz veriliyor bu evler bazen oyun parasıyla alabiliyorsunuz, bazende gerçek parayla. Bu oyundan önce açıkçası bu tarz oyunları sevdiğimden keşke ev falan olsa diyordum ve bu oyunda bu özelliği görmek beni şaşırttı ve ilgimi çekti. Mesela aşağıda karşıda görünen evi oyun size Summerset'i aldığınız da hediye olarak veriyor:



Grafiklerine ben on üzerinden on puanı veriyorum. Çok detaylı, çok uğraşılmış bir çalışma var.

Tüm sınıfları ve ırkları (imperial dışında) denedim ve hepsi de çok güzel. Beceri (skill) efektleri çok başarılı. Mesela warden ile orman ya da çiçek yaratabiliyor ve arkadaşlarınızı iyileştirebiliyorsunuz ya da necromancer ile kocaman bir iskelete dönüşebiliyorsunuz. Efektleri de çok beğeniyorum kısacası.


Necromancer şu an fazlasıyla güçlü. Yeni geldiğindendir diyorum ve yakında diğer sınıflarla dengeleyebileceklerine inanıyorum.

Oyunda istediğiniz ırkla istediğiniz sınıfı açabiliyor ve istediğiniz silah türünü (ok, kılıç, asa, hançer, balta ve daha fazlasını) elinize alabiliyorunuz.

Oyunun eksiklikleri de var tabi. Mesela ekranınız da M tuşuna basmadıkça harita görünmüyor. Ama bunlar için AddOns denilen eklentiler var. Addon sayesinde güvenilir bir site olan: esoUI  sitesinden ESO'da eksik olan şeyleri oyuna kurabiliyorsunuz.

Kesinlikle pay-to-win (parayı veren düdüğü çalar) değil.

Son olarak alsak mı almasak mı derseniz ben tavsiye ediyorum. Bir kere bedava olan bu tarzların hepsinden iyi. Çünkü popüler tüm MMORPG oyunlarını oynadım. Fiyat biraz yüksek gelebilir ama indirimdeyken kaçırmayın. Dediğim gibi bu sıra zaten indirimde.

Oyunun en önemli ve aslında en çok sevdiğim şeyi en son aklıma geldi bakınız, lore. 

LORE

Oyunda lore diye çok güzel bir şey var. Bunlar kitap şeklinde olup bize ESO dünyasının tarihi ve o dünyayla ilgili şeyleri anlatıyor. Türkçe dil seçeneği olmadığından ve ağır bir ingilizceyle yazılmış olduğundan anlaması güç olabiliyor. Ama ben onların hepsini blogumda çevirmeyi düşünüyorum. 


Ayrıca bu lorelar dışında da oyunda bir çok kitaplık bulunmakta, bu kitaplıklardan da kitap okuyabiliyorsunuz...





Ekran görüntüleri:






Kadıköy'de yürüyüş yapıyorum bir akşam üzeri.
Kulağımda, şu anda olduğu gibi My Morning Jacket'in Dondante şarkısı;


Bu şarkıyı çok ama çok sevmeme rağmen çok nadir dinliyorum çünkü beni inanılmaz bir depresyona sokuyor. Bir ekşi yazarı şöyle demiş bu şarkıyla ilgili:

"öldürür insanı..
girişteki o vokalin güzelliği mi, finaldeki solo mu yoksa öncesindeki vokal mi daha güzel diye gidip gidip gelir aklın dinlerken..
aklının gidip gidip gelmelerinin nedeni aslında bu kararsızlık değil, seni o 7 dakika 23 saniye boyunca esir alan dondante'nin ta kendisidir, bütünüdür..
ve bence; 'ölümün usul usul geldiği o güzel an' varsa, 7.23'te hissettiğim şekilde beni bulmalıdır, öylesi eminim güzel olur.."

Daha farklı bir şekilde anlatamam bu şarkının hissettirdiklerini.  Sözlerini türkçeye çevirirsek;

----------
Rüyamda seni yolda yürürken gördüm
Tıpkı bir çocuk gibi konuşuyordun ve capcanlıydın, evet o sendin
Sınıfta ders verirken
Sokaklarda polislik yaparken, evet o sendin

Şimdi en iyi tanıdığım kişiye
Senin aslında hiç olmayan hayaletinden bahsedeceğim

Ve bir zamanlar önemli olan ne varsa
Kötü bir şaka gibi, mahvolacak
İnce duvarların ardına, saklıyorsun hissettiklerini
Ama, başının üzerinde bir tavan olsun istiyorsan
Dört duvara ihtiyacın var

Rüyamda senin yürürken gördüm
Arkadaşlarınla neşeli neşeli konuşurken, evet sendin o
Hareketlerinden anladım
Sen bilmesen de, ben biliyordum

Bu sokakları hiç terk etmeseydin
Ne güzel oldurdu

Sonsuza dek sürer diye endişelendirdin beni
Böyle devam edecek diye
Ama şimdi öğreniyorum, öğreniyorum
Bu da geçecek, bu da geçecek...

----------

Bu şarkının ölen bir sevgili için yazıldığı söyleniyor. Sözlerinin son kısmında yani: "Sonsuza dek sürer diye endişelendirdin beni, böyle devam edecek diye. Ama şimdi öğreniyorum, öğreniyorum bu da geçecek, bu da geçecek..." dediği kısım adamın deli gibi bağırdığı kısımdır ve burada kaç kez depresif bir ergen gibi ağladığımı hatırlayamıyorum.


Neyse gelelim asıl konumuza...

Kadıköy'de yürüyüş yapıyorum bir akşam üzeri. Saat dokuz civarı. Kulağımda Dondante, zaten şarkıdan dolayı içim geceden daha siyah. O kadar çok insan var ki Kadıköy'de beni daha fazla bunalttı, kafamda her şey silinip gitti. Şimdi bir hiçliğin ortasındayım. Ev yok, insanlar yok, yıldızlar yok, ağaçlar yok, hiçbir şey yok. Sadece  yusyuvarlak bir gezegenin üzerindeyim. Bir ben varım, düşüncelerim var, bir de müziğim var. Başka hiçbir şey yok. Siz hiçlik hissini bu denli hissettiniz mi?


Bir süre sonra hiçliğin ortasında karşımda sokak sanatçıları çıkıyor. Gerçeğe dönüyorum. Onlarda rock müzik çalıyorlar. Ama daha eğlenceli, hareketli. İnsanlar toplanmış etraflarında, eğleniyorlar. Mutlu gözüküyor hepsi. Onlara biraz göz attıktan sonra biraz daha ilerliyorum. Bu sefer gördüğüm şey ise bir apartmanın köşesine oturmuş on dört yaşları civarında bir erkek çocuğu. Bir gözü mosmor, diğeri ise kıpkırmızı. Çok etkileniyorum bu görüntüden. Bunun iki nedeni var. Birincisi varsayımlarımdan en güçlü olanı çocuğun dövüldüğü ve çocuğun madde kullandığı. Çocuk orada oturmuş, hareketsiz bir şekilde sadece tek bir yöne doğru kilitlenmiş. Büyük ihtimal nerede olduğundan bile haberi yok. Aynı benim gibi. Madde bağımlılığım asla olmadı, olmayacakta. Fakat çocukta kendimi gördüm. Az önce hissettiğim boşluk vardı boş bakışlarında. Belki de müziğin de gerçekten uyuşturucu etkisi vardır, kim bilir...

İki nedeni var demiştim, ikinci nedeni ise; akşamları  yürüyüş yaparken ya da arabayla bir yere gidiyorsam, ışıkları açık olan evlere gözüm takılıyor hep. Neler yaşanıyor oralarda? Ya da bazen gündüzleri bile mesela eski bir ev göreyim kendi kendime "bu ev neler gördü geçirdi acaba" diye düşünmekten alamıyorum. Bu konuyu da şöyle bağlayacağım; az önce sokak sanatçıları vardı, eğlenen insanlar vardı. Ama birkaç dakika sonra o mutlu insanların yerini o küçük çocuk aldı. Hani dünya bir tane deriz ya, ben buna inanmıyorum. Dünya bence canlı sayısı kadardır, çünkü hepimizin dünyası birbirinden çok farklıdır. Biri o anda hayatı mutlu şekilde algılıyor ama diğerinin algısı bile dünyaya kapalı. Ya da ben şu anda bunları  yazıyorum, sonra siz okuyorsunuz. Kiminiz beni az çok anlıyor, kiminiz ne saçmalıyor bu diyor, kiminiz umursamıyor bile. Bu olayı bir arkadaşıma çok etkilendiğimi söyleyerek anlattığım zaman çok duygusuz bir şekilde "Ne var ki  bunda" diye cevap verdi. Bir başkasına anlattığım zamansa ilgiyle dinledi ve etkilendiğini ifade etti. Vardır ya şöyle bir söz, genelde sevgiliye denilir; "Ayrı dünyaların insanıyız biz" gerçekten de hepimizin ayrı dünyaların insanı olduğumuz gerçeğine varıyorum ben buradan. Peki ayrı dünyaların insanları neden aynı dünyada? Belki bencilce gelecektir ama bir zamanlar sadece kendimin var olduğuna inandım. Çünkü ben hissediyorum, ben duyuyorum, ben görüyorum. Her şey benim etrafımda olup bitiyor. Benim düşünmediğim şeyler var bile olmuyor. Tek gerçeklik ben miyim gibi sorular bir zamanlar kafamı kurcalayan sorulardı...

Neyse konu biraz derinlere indi, karmaşıklaştı. Ve bu düşüncelerimde zaten çok eskidendi. Bu olayları hatırlamamın nedeni ise Anathema grubunun Deep adlı müziğini keşfetmemdi bugün. Dondante kadar olmasa da yine de o tarz duygular hissettirdi.



Benim en sevdiğim yolculuk türü tren yolculuğudur. Tabi şimdi hızlı trenler var, tercihim onlar. Çünkü hem hızlı hem de manzarasına bayılıyorum. Hızlı tren yolculuğumda trenden çektiğim bazı resimler ve bir tanecikte video:




Sizin tercihiniz hangisi? En çok hangi araçla yolculuk yapmayı seviyorsunuz?

Sille, Konya'da bulunan ve Konya'nın merkezine ya da diğer ilçelerine pek benzemeyen; tam tamına üç bin yıllık mükemmel bir köy... Şu anda bin dört yüz kadar da nüfusu bulunmaktadır. Küçük bir köy olmasına rağmen güzellikleri bol olan bir bölge.
Ben bugün buradaydım ve buraya gerçekten bayıldım. Eğer Konya'ya olurda yolunuz düşerse mutlaka ama mutlaka buraya uğrayın!

Gelin ben sizi Sille'de gezdireyim biraz...
İlk durağımız Sille Barajı olsun: 


Sille barajı çok büyük bir alanı kaplıyor. Burada büyük bir piknik alanı, çocukların oyun oynayacağı büyük bir park, izciler için kamp merkezi ve spor alanları ve tabii ki bir de gölet bulunmaktadır. Konya gibi kurak bir yerde, bozkırın ortasında böyle bir şey çok güzel düşünülmüş. Ayrıca yukarıda ki resme dikkatle baktığınızda göletteki ördekleri de görebilirsiniz!



Yine gün batımını yakalamayı başardım!

Gelelim şimdi Sille Köyü'ne...  Sille Köyü'ne benim üçüncü gidişimdi bu. İlk gittiğim zaman gerçekten de çok şaşırmıştım. Çünkü ben Ege bölgesinde büyüdüm ve buradaki yapılar Konya'dan çok sanki bir İzmir'in, bir Denizli'nin köyü gibi gelmişti. 
Öncelike Sille Köyü'ne geldiğiniz zaman dümdüz bir cadde ortadan bir kanalla ayrılmış olarak göreceksiniz. Bu kanalın yanlarında restoranlara, kafelere ait masalar bulunmaktadır. Sille Köyü'nde bol bol restoran, kafe tarzı yerlerle karşılaşabilirsiniz. Cadde üzerinde ki çoğu bina çok eski olmasına rağmen restore edilip halen daha kullanılmaktadır. Bu nedenle burada gezerken kendinizi eski bir dönemde hissetmeniz normaldir. Ayrıca bu restore edilmiş binalar hep çiçeklerle donatılmıştır. Nasıl güzel gözüküyor anlatamam! 




Oturduğumuz kafedeki kahve sunumu da pek bir hoşuma gitti benim. Ayrıca bazı resimlerde fark ettiyseniz mağaralar vardı:


Bu mağaralar, yıllar önce burada yaşamış olan insanların başına gelebilecek tehlikeli şeylerden korunmak için yaptıkları söylenmektedir.


Restoranlar ve kafeler dışında burada incik boncuk, antika eşyaları satan yerler de vardır. Benim bu gezimde en çok dikkatimi çeken şey kozalaktan yapılmış sepetlerdi:


Burada en çok ilgimi çeken diğer bir şey ise köyün ortasındaki bir taşın üzerine konulan ve çiçekle süslenen bisikletti:



Sille'de çekilmiş daha fazla resim:









Sille'nin üç bin yıllık tarihini öğrenmek ve bölge ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz Sille'nin resmi sitesine de bir göz atabilirsiniz! 
Ayrıca Konya'da başka gezipte tanıttığım bir yer daha var: KELEBEKLER VADİSİ. Onu da okumak isterseniz:  https://1gunce.blogspot.com/2019/03/konya-kelebekler-vadisi.html


Eski bir gönderimde mor ayın altında dans etmekten bahsetmiştim (link ) fakat o mor ayı hayallerimizde canlandırmamıza rağmen gerçekte bulamamıştık. Mor ayı bulamamış olabiliriz ama ben bugün tam olarak mor - pembe tonlarında ki bir gökyüzünün altındaydım. Balkona geçip müzik dinleyerek hayaller kurdum bu büyüleyici ve sıradışı renge sahip olan gökyüzünün altında. Resimlerde herhangi bir oynama yoktur, gerçekten de tam olarak resimdeki gibi bir gökyüzü vardı bugün.


Fakat aşağıdaki resim bulanık çıkmıştı, ben de biraz oynadım ve sanki usta bir ressamın ellerinden çıkmış bir tabloya benzedi... Çok hoşuma gitti ve bu resimde sizinle paylaşılabilecek bir güzelliğe ulaştı...
.

Resmin orijinali:


En çok okunan yazı

Mayıs 2018 Cennette ya da bir masalın içinde gibiydim. İnsanların hayvanları koruduğu ve hayvanlarında insanlarla korkmadan arkadaş o...