15 Mart 2019 Antalya, Türkiye

🚗Olimpos'ta İki Gün


Mayıs 2018

Cennette ya da bir masalın içinde gibiydim. İnsanların hayvanları koruduğu ve hayvanlarında insanlarla korkmadan arkadaş olabildiği bir yer.
Sahilde gece, milyonlarca parıldayan yıldızların altında, ufka uzanan sakin denizin karşısında erkek arkadaşımla bira yudumlamak. Daha başka ne bu kadar huzur verici olabilirdi?
Olimpos, Antalya'nın bir ilçesine bağlı olan bir beldedir. Antalya'ya yaklaşık olarak 85 km uzaklıkta olup, özellikle karette karettaların yavrulama alanı olarak korunduğundan kalıcı yerleşim yeri olmadan, sadece ağaç evlerle dolu, doğasına hiç dokunulmamış, belki de Türkiye'nin en iyi doğa tatili yapılabilecek yeridir.

Bende 2018 tarihinin mayıs ayında işte buradaydım.
Mayısın başları olmasına rağmen hava çok sıcaktı. Sevgilimle bunu baya dert edinmiştik gitmeden önce. Yurdun dört yanında hava ya bulutlu ya yağmurluydu. Ama gidebilmek için başka uygun zamanımız yoktu. Sonunda; en kötüsü doğa tatili yapmış oluruz diye düşündük, ki bu da benim için muhteşem bir fikirdi.

Ayın on üçünde saat on sularında Olimpos'a vardığımızda düşündüğümüzün tam aksine, pırıl pırıl, tertemiz bir hava olduğunu gördük. Ağaç evlerimize yerleşip, güzelce kahvaltımızı yaptıktan sonra kendimizi denizin soğuk dalgalarına atmak için yola koyulduk - dalga dediğime bakmayın aslında hiç dalga yok. Ama havanın sıcaklığına tezat deniz gerçektende çok soğuk -
Olimpos'ta denize girebilmek için biraz uzun bir yürüyüş yapıyoruz. Denizin gerisinde müze kartlarımızla güvenlikten geçiyoruz. Bir süre daha yürüyoruz. Yürürken bazı kalıntılar görüyoruz. Bu kalıntılar, Nekropol adında bir kiliseye aitmiş. 1969 yılında sel sonucunda yıkılmış.



Biraz daha ilerleyince karşımıza göl çıkıyor. Ama bu göl az ileride denizle birleşiyor. Gölde birçok ördek görüyoruz. Onlara sevgi dolu gözlerle bakıp seslerinin taklidini yapıyorum. İnsanlara alışkın olmalılar ki ördeklerden biri birden çıkıp gözlerimin içine baka baka ayaklarıma kadar geliyor! Bu duruma şaşırıyorum, hatta çevremdekilerde şaşırmış olmalılar ki biraz yanıma yaklaşıp ördeği inceliyorlar. Biraz daha onlarla ilgilendikten sonra yolumuza devam ediyoruz.


Yolumuzun sonunda tertemiz, masmavi, pırıl pırıl bir deniz çıkıyor. Gel, kendini bana bırak, sadece sırt üstü uzan ve gözlerini kapat seni bulutların üzerinde hissettiriyim ya da dal derinliklerime sana yer üzerinde göremeyeceğin sırlarımı göstereyim diyen denize karşı koyamadan kendimizi bırakıyoruz…
Denizde birkaç saat vakit geçirdikten sonra ağaç evimize dönüyoruz. Gece yolculuğumuzun acısını üç saatlik uykumuzla çıkarıyoruz. Gerçi böyle bir zaman kısıtlamamız varken (yarından sonra dönmemiz gerekiyor yani sadece iki gece üç günlük süremiz var) öğlen uykumuz zaman kaybından başka bir şey olmuyor. Kaldığımız bungalovda akşam yemeğimizi yiyoruz. Kalmış olduğumuz bungalov gerçekten yemeklerle hakkından fazlasını veriyor.

Akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıkıyoruz. Sadece caddedeki bungalovları, marketleri, barları aydınlatan ışıklar var. Bu yerlerin bir milim yakınında bile ışık yok. Bu yüzden buraların dışındaki çevre kapkaranlık, yüksek dağlar simsiyah, hafif ürkütücü ama aynı zamanda cezbedici gözüküyor. Yürürken sola doğru sapan bir yol görünüyor. Ama yol boyunca hiç ışık yok. Hiçbir şey görünmüyor. Kapkaranlık. O yola girme riskini alamıyoruz ama ilerisinde veya çevresinde ne var merakta ediyoruz. Sonunda diğer gün öğleyin gitmeye karar veriyoruz. Barların çoğu boş. Mayıs ayı olduğundandır diye düşünüyoruz. Yürüyüşümüze devam ederken karşımıza başka bir bar çıkıyor. Kalabalık ve hoş bir mekan gibi görünüyor. Giriyoruz. Kendimize birer kokteyl söylüyoruz. Güzel bir akşam geçiriyoruz.

Diğer gün yine denize giriyoruz. Öğleyin yürüyüşe çıkıyoruz. Dün merak ettiğimiz yola sapıyorız. Yol dağa doğru çıkıyor. Ama fazla uzun bir yol değil. Yol boyunca tavuk çiftliği var. Yolun bittiği yerde de bağlı kangal cinsi köpekle karşılaşıyoruz. Etrafa bir göz atıyoruz. Muhtemelen bir çobanın kaldığı yıkık dökük küçük bina var başka da bir şey yok. Gerisin geri dönüyoruz.
Akşam, yine özenle yapılmış yemeğimizi yiyoruz. Saat dokuz gibi sahile gidiyoruz. Güvenliğin oradan geçtikten sonra gidip gitmemekte kararsız kalıyoruz çünkü etraf fazlasıyla karanlık. Buraya kadar elimizde telefonun flaş ışığıyla gelmiştik. Fazla düşünmeden yanımızdan bir çift geçiyor. Ardından bir çift daha ve bir arkadaş topluluğu. Biz de onların arkasına takılıyoruz. Yine aynı kalıntıların yanından, aynı gölün yanından süzülüp gidiyoruz. Ama bu sefer ürkütücü derecede karanlık ve ıssız. Etrafta çeşit çeşit hayvanlardan gelen sesler… Burada, bu yolda, gündüzün büyüsü gidiyor. Yerine korku filmini andıran karanlık bir yol geliyor. Ama bu hisler, bu düşünceler sadece sahile çıkana kadar…
Sahilde bir arkadaş topluluğu ve birkaç çift dışında kimse yok. Kendimize diğer insanlara biraz yakın biraz uzak bir mesafede denizin hemen önünde yer ediniyoruz. Deniz hala sakin… Deniz hala duru… Kumsala uzanıyoruz. Uzandığımda gözlerim, uzun zamandır göremediği, uzun zamandır görmek istediği milyon tane parıldayan noktalara sabitleniyor. Noktalar çok net, çok fazla. Çok karanlık olduğu için buradan gökyüzündeki yıldızlar o kadar net, o kadar fazla görünüyor ki… Çocukluğumdan beri görmeye doyamadığım, beni benden alan, beni huzurun en uç noktasında hissettiren bu görüntüyü ne yazık ki şehrin ışıkları görmemi çok uzun zamandır engelliyordu. En son beş ya da altı yaşımda böyle bir görüntüyle karşılaşmıştım. Ve zihnimi yatıştırmak istediğimde hep bunu hayal etmiştim. Issız ve karanlık bir sahilde uzanıp gökyüzünün akıl almaz güzellikteki yıldızlarını seyretmek. Tamamen doğayla iç içe bir yerde… Havanın şehrin kargaşından uzak tertemiz olduğu bir yerde… Küçükken filmlerdeki gibi bir hayatım vardı. İki katlı evimiz ve papatyalarla dolu kocaman bir bahçemiz vardı. Balkonumuzda bir kanepe vardı. Her gece oraya uzanarak yıldızları seyrederek uykuya dalardım. Sonra da annem beni odama taşırdı. Ve her sabah uyandığımda üzülürdüm.

Uzun süre yıldızları izlemeye dalmam sevgilimle muhabbete başlamamla bitiyor. Oturuyorum. Biramdan yudumluyorum. Sevgilimle uzayın, evrenin sırlarından bahsetmeye başlıyoruz. Konuşurken denizde bir şey görüyorum. Önce anlamıyorum, sonra dikkatlice incelemeye başlıyorum. Evet, şimdi eminim. Denizin içinde bir şey ışıldıyor. Yanıyor ve hemen sönüyor. Sevgilime gösteriyorum. İkimizde şaşırıyoruz. Üzerinde birkaç fikir yürüttükten sonra sonunda dayanamayıp internetten araştırıyoruz. Fitoplankton diye bilinen mikroskobik otların dinoflagellates (ateşrengi algler) türüymüş bunlar (ama ben bunlara denizdeki yıldızlar demeyi daha uygun buldum). Bu türler rahatsız edildiklerinde ışık yayarlarmış (daha fazlasını öğrenmek isterseniz kaynak: http://www.acikbilim.com/2013/07/dosyalar/yasayan-biyolojik-isik-biyoluminesans.html ).
Saatlerce burada bu havanın, doğanın, manzaranın tadını aldıktan sonra bungalova geri dönüyoruz. Uzun zamandır uyuyamadığım kadar derin bir uykuya dalıyorum.

Son günümüzü Olimpos'ta değilde Antalya'da geçirdik. Akşam yedide otobüse bindik. Böylelikle hayatım boyunca unutamayacağım bir tatil geçirdim.




8 yorum

  1. Güzel yer son fotoğrafta kendini beli ediyor

    YanıtlaSil
  2. olimpos, ülkemizde en güzel yerlerden yaaa.sen de ne güzel anlatmışsın ve fotiler de güzel. aramıza da hoşgeldiin. hakkında bölümünü de okudum. müzikler, ingilizce, edebiyat, deneme, oyun, gezi, foto, ege,ne güzel hayaaaat :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, sizde bloguma hoşgeldiniz... Hayatı anlamlı kılmaya, bir yerlerden tutunmaya çalışıyoruz işte... :)

      Sil
  3. Aramıza hoşgeldin Zeynep, Antalya da yaşayan biri olarak benim en sevdiğim yerlerden biridir olimpos yazın çok kalabalık oluyor ama tabiatı harikadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Biz mayıs ayında gittiğimizden sakindi... Gerçekten doğası çok iyi korunmuş...

      Sil
  4. Olimpos büyülü bir yerdir. Sanırım biraz ilersindeki Çıralı - Yanartaş' a gitmemişsiniz. Gece dağdan çıkan ateşler eşliğinde içkinizi yudumlamanın keyfi bambaşkadır. Bu kadar yakındayken Çıralı sahilini de gezseydiniz. Bir dahaki sefere mutlaka deneyin. Blog dünyasına hoşgeldiniz.. Nice güzel yayınlara :) Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatırladığım kadarıyla Olimpos'tayken bir ara sevgilim dediğiniz yerin adını söylemişti fakat gitmedik. Bir daha yolum düşerse mutlaka gideceğim...

      Sil

Hakaret içeren ya da rahatsızlık verici yorumlar ve gönderiden alakasız yorumlar paylaşılmayacaktır.

Yorumunuz için teşekkür ederim.